• Türk Edebiyatı 3 Ders Notları



2016-2017
Eğitim Yılına Uygundur

 

ÜNİTE 1 : Tarih İçinde Türk Edebiyatı
1.KONU : Edebiyat Tarih İlişkisi

Edebiyat tarihi, medeniyet tarihinin en önemli kısmıdır. Bir milletin uzun asırlar esnasında geçirdiği fikrî ve hissî geliş meyi belirten bütün kalem ürünlerini inceleme ile onun manevi hayatını, gerçekte olduğu gibi tasvire çalışır.

Edebiyat tarihi, bir ulusun yüzyıllarca meydana getirdiği edebî eserleri inceleyerek geçirdiği dönemleri kronolojik bir sıra içinde inceleyen bilim dalıdır.

Bir başka deyişle edebiyat tarihi bir toplumun edebiyatının işlediği yolu ve geçirdiği dönemleri anlatan, edebiyat hayatını bütün olarak değerlendiren bir bilim dalıdır.
aciklisedersleri.com dan Kopyalanmıştır
Edebiyat tarihi aracılığıyla değişik çağlardaki kültür birikimimizi tanırız.

Toplumların düşünce yapılarını, dünya görüşlerini öğreniriz. Bütün bu bilgiler bir edebiyat eserinin değerlendirilmesinde bize yol gösterir.

2.KONU : Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki Ölçütler

Edebiyatımız, hiçbir yazılı belge bulamadığımız çok eski dönemlerde başlamış ve birbirinden farklı kollar halinde gelişmek suretiyle günümüze kadar süregelmiştir. Başlangıcından günümüze kadar aynı milli ruhun, edebiyatımızın bütün dönemlerinde hiç değişmeyen ve amacı belirleyen bir çizgi olarak varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Ancak bu milli çizgiye onu zenginleştiren birbirinden farklı motiflerin de eklendi ğini söylemeliyiz. Edebiyatımızın hangi medeniyetin veya hangi edebiyatların tesirine girdiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ve toplumdaki hangi sosyal sınıflar tarafından temsil edildiğini bu farklılıklara bakarak anlıyoruz. Ayrıca edebi eserlerde kullanılan kelimelerin yapılarına, çekimlerine ve ses özelliklerine bakarak hangi dil coğrafyasına ait olduğunu belirtiyoruz.

Dünyada başka milletlerin edebiyatlarında da, ana çizgi de ğişmemekle beraber, farklı edebi dönemler yaşandığı görülmektedir. Fakat bunların pek azı bizim edebiyatımız kadar çeşitlilik arz etmektedir. Tabii ki bunun en önemli sebebi Türk boylarının dünya üzerinde çeşitli coğrafi bölgelere dağılarak ayrı topluluklar halinde ve ayrı devletler kurarak yaşamaları dır. Bu durum, birtakım kültürel farklılıkları, farklı lehçe ve şivelerin oluşumunu, farklı medeniyetlerden etkilenmeyi ve farklı edebiyatlara sahip olmayı beraberinde getirmiştir. Biz de edebiyatımızı tarihi gelişimi içerisinde devirlere ayırarak her birini kendi özelliklerine göre incelemek durumundayız.

Türk Edebiyatının dönemlere ayrılmasında;
Dil anlayışı
Dini hayat
Kültürel farklılaşma
Sanat anlayışı
Coğrafya değişimi
Lehçe ve şive ayrılıkları etkili olmuştur

 

ÜNİTE 2 : Destan Dönemi Türk Edebiyatı
1.KONU : Destan Dönemi

Bazı milletlerin millet hâline gelmesi tarihin çok eski çağlarında, bilinmeyen döneminde olmuştur. Bu döneme, destan dönemi denir. Dolayısıyla milletlerin tarihlerinin başlangıcını bulmak çok zordur.

Destanların ortaya çıktığı zaman kesin olarak bilinmediği için Türk milletinin İslam öncesi yaşamına ait asıl bilgi kaynağı destanlardır. Göktürklerin büyük bir yenilginin ardından Ergenekon adını verdikleri yere kaçmaları ve orada çoğaldıktan sonra demir dağı eritmeleri, Saka Türklerinin İskender’le savaşa girmemek için geri çekilmeleri (Şu destanı), Oğuz Türklerinin Üçoklar ve Bozoklar olarak ikiye ayrılmaları (Oğuz Kağan destanı) gibi birçok bilgiyi destanlardan öğreniyoruz.
Facebook Sayfamız : www.facebook.com/TembelOgrenci
Destanlar, tarihleri bu şekilde eskilere uzanan milletlerin bilinmeyen ilk çağlarını bize birtakım mitolojik hikâyeler halinde anlattığı için önemlidir. Bunlar gerçek olmasalar; hatta ger çeğe uymasalar bile, milletlerin kendi geçmişleri hakkında neler bilip neler düşündüklerini haber vermeleri bakımından önemlidir. Destanların, bir ulusun düşünce ve sanat hayatına kaynak olması bakımından da önemi vardır. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardandır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını, aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. Bu yüzden destan dönemi, ulusların edebiyatı, kültürü ve tarihi için önemlidir.

Mitlerin Doğuşu ve Efsane
Destan dönemine efsanevi, masalsı yani mitolojik öğeler hâkimdir.

Mitoloji; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayatından söz eden hikâyelerdir. Mitolojiler, temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitoloji, Eski çağlarda yaşamış olan insanların doğa olaylarına, sosyal ilişkilerine, dinî inanç larına bakış açılarının yorumlanmasıdır. Kaynak Site : t e m b e l o g r e n c i .com sitesinden alınmıştır

Destanların Olağanüstü Oluşları 
Türk mitolojisinde hakan, Tanrı tarafından gönderilmiş ve “kut” (mutluluk) verilmiş bir insan olarak kabul edilmektedir. Türk anlayışında hakan iyi veya kötü, bilgili veya bilgisiz olabilen bir insandır. Hakan olmak o kişi için bir nasiptir ve hakan buna lâyık olmak zorundadır. Eğer iyi ise, bilge ise, Tanrı’nın yardımı da onunla beraberdir; değilse Tanrı yardı mını ondan çeker ve hakan öldürülür. Hakanların soyu kutsal kılınmış olduğundan, hanedan mensuplarının kanı toprağa akıtılmaz, onlar kirişle boğularak öldürülürler.

Tanrı tarafından verilen görev, cihan devletini kurmaktır. Hakan bütün acunu (cihan) yönetmekle görevlidir. Türk Devleti, yeryüzü ile gökyüzü arasında düşünülür. Orhun abidelerinin ifadesi ile üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğulları üzerine ise Türk kağanları oturtulmuşlardı.

Halkı derleyip toparlamak, eğitmek, açı doyurup çıplağı giydirmek, töreyi hâkim kılmak da hakanın görevleri arasındadır.

Halkın hakanlara verdiği olağanüstü nitelikler, destanlarda da olağanüstü olayların anlatılmasına zemin hazırlamıştır.

Farklı Uluslarda Destan Dönemleri
Destanlar, tarihin bilinmeyen dönemlerinde oluşur ve ulusların yaşadığı büyük olayları yansıtır. Bu bilgiler ışığında köklü bir tarihi olan ulusların (Türkler, İranlılar, Sümerler, Yunanlı lar, Hintler) destan dönemlerinin olduğu söylenebilir. Bu ulusların tarihin bilinmeyen dönemlerinde yaşamış oldukları büyük olaylar, destanları doğurmuştur. Dolayısıyla destan sahibi büyük ulusların destan döneminin olduğundan söz edebiliriz.

2.KONU : Sözlü Edebiyat

Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dö nemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Manihaizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000′li 3000′li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyet’i kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürklere ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyı la kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırı lır.Diğer Ders Notlarını GÖrmek İçin aciklisedersleri.com u ziyaret edin

Sözlü Dönemin Özellikleri
* Ürünler “kopuz” adı verilen sazla dile getirilmiştir.
* Ölçü olarak ulusal ölçümüz olan “hece ölçüsü” kullanılmıştır.
* Nazım birimi “dörtlük“tür.
* Dönemine göre arı bir dili vardır. Facebook Sayfamız www.facebook.com/TembelOgrenci
* Dizelere genel olarak yarım uyak hâkimdir.Kaynak : www.acikliseliyiz.net
* Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
* Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut’un “Divanı Lügatit Türk” adlı eseridir.

a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler)
Koşuk
Eski Türklerde eğlencelerde söylenen, genellikle aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen, “kopuz” adı verilen çalgı eşliğinde söylenen şiirlere “koşuk” adı verilir.

Koşukların Genel Özellikleri:
* Hece vezniyle söylenen bu şiirlerde genellikle yarım kafiye kullanılmıştır.
* Dörtlük nazım birimiyle yazılan bu şiirlerin uyak düzeni (aaab cccb dddb) şeklindedir.
* Koşuk; söyleyiş biçimi, söylenme ortamı, zamanı ve şekil özellikleri bakımından, Âşık edebiyatı nazım şekillerinden koşma’yla; Divan edebiyatı nazım şekillerinden gazel ile büyük benzerlikler göstermektedir.

Koşuk Örneği Günümüz Türkçesiyle
Öpkem kelip ogradım
Arslanlayu kökredim
Alplar başın togradım
Emdi meni kim tutarKanı akıp yoşuldu
Kabı kamug deşildi
Ölüg birle koşuldu
Togmuş küni uş batar

Kaklar kamug kölerdi
Taglar başı ilerdi
Ajun tını yılırdı
Tütü çeçek çerkeşür

Etil suwı aka turur
Kaya tübi kaka turur
Balık telim baka turur
Kölün takı küşerür

Öfkelenip dışarı çıktım
Arslan gibi kükredim
Yiğitler başını doğradım
Şimdi beni kim tutabilir.Kanı akıp boşandı
Derisi baştanbaşa deşildi
Ölülerle bir oldu
Doğan güneş işte batıyor

Kuru yerler hep gülerdiKaynak : www.aciklisetestleri.com
Dağbaşları göründü
Dünyanın soluğu ılındı
Türlü çiçekler sıralandı

İtil suyu akar durur
Kaya dibini oyar durur
Bütün balıklar baka durur
Gölü bile taşırırlar

Sagu
Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze törenine “yuğ töreni”, bu törenlerde söylenen şiirlere “sagu” adı verilmiştir.

Saguların Genel Özellikleri:

* 7’li hece ölçüsü ile söylenip kafiye şeması aaab şeklindedir.
* Nazım birimi dörtlüktür.
* Sagular da koşuklar gibi “kopuz” eşliğinde söylenmiştir. Bu Konu www.aciklisedersleri.com dan alınmıştır
* Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan acıyı dile getiren sagular, bir tür “ağıt”tır.
* Sagular, sanat kaygısından uzaktır. Samimi bir dille söylenmiştir.
* Sagular, koşuk nazım şekliyle söylenir. Divanı Lûgati’t Türk’te yer alan Alp Er Tunga sagusu, bu türün önemli bir örneğidir. Bu sagunun tamamı on iki dörtlüktür.
* Sagular, sözlü edebiyat döneminin ürünlerindendir.
* Sagunun Halk edebiyatındaki karşılığına ağıt; Divan edebiyatındaki karşılığına ise mersiye adı verilir.
* Geçmişte bu şiirlerde, ölen bir devlet adamının, bir kahramanın veya sevilen herhangi bir kimsenin ölümünden duyulan bir üzüntü dile getirilirken, günümüzde ise her insan için söylenebilmektedir.

Koşuk Örneği Günümüz Türkçesiyle
Alp Er Tonga öldi mü
İsiz ajun kaldı mu
Ödlek öçin aldı mu
Emdi yürek yırtılurÖdlek yarag közetti
Ogrı tuzak uzattı
Begler begin azıttı
Kaçsa kah kurtulur
Alp Er Tonga öldü mü,
Kötü dünya kaldı mı,
Zaman öcün aldı mı
Artık yürek yırtılır.Felek fırsat gözetti,
Gizli tuzak uzattı,
Beyler beyin şaşırttı;
Kaçsa nasıl kurtulur?

Sav
Günümüz adıyla Atasözleridir

b. Olay Çevresinde Oluşan Metinler 

İslamiyetten Önceki Türk Destanları

1. Yaratılış Destanı

2. Saka Destanları
a. Alp Er Tunga Destanı
b. Şu Destanı

3. HunOğuz Destanları
a. Oğuz Kağan Destanı
b. Atilla Destanı

4. Göktürk Destanları
a. Bozkurt DestanıKaynak : www.aciklisedersleri.com
b. Ergenekon Destanı

5. Siyempi Destanları

6. Uygur Destanları
a. Türeyiş Destanı
b. Mani Dininin Kabulü Destanı
c. Göç Destanı

İslamiyetten Sonraki Türk Destanları

1. KazakKırgız :Manas Destanı

2. TürkMoğol : Cengiz Han Destanı

3. TatarKırım Timur ve Edige Destanları

4.Karahanlı Dönemi: Satuk Buğra Han Destanı

5.SelçukluBeylikler ve Osmanlı Dönemleri 
a. Seyid Battal Gazi Destanı
b. Danişmend Gazi Destanı
c. Köroğlu Destanı

 

Destan (Epope)
Milletlerin başından geçmiş büyük felaketleri, göçleri, kişisel kahramanlıkları, dini, milli ve sosyal olayları konu edinen ve uzun manzumlar olarak söylenen ürünlere destan denir.
  • Koşuk ve sagular coşku ve heyecanı dile getirirken destan­lar olay çevresinde gelişen edebi metinlerdir.
  • Destanlarda olağanüstü olaylar sıkça görülür. Destanlarda, insanın doğayla ve üstün güçlerle mücadelesi düş gücüyle, mitolojik ögelerle ortaya koyulur.
  • Destanlar günümüze ağızdan ağza aktarılarak gelmiştir.
  • Destanlar, henüz yazının icat edilmediği dönemlere aittir.
  • Destanlarda milli özellikler yoğun olarak görülür. Destanlar, ulusların, özellikle tarih yazımının henüz başlamadığı en eski dönemlerine ışık tutmaları ve ulusların tarih sahnesine çıkışlarını, komşularıyla olan ilişkilerini ve kendi kültür dokularını var eden değerleri anlamak bakımından önemli kaynaklardır.
  • Sözlü kültür ürünü oldukları ve yazıya geç geçirildikleri için, Türk destanları konusunda bilgimiz sınırlıdır. Türk destanlarının belli bir derleyicisi yoktur. Eski Türk destan­larının bugün elimizde bulunan parçaları çeşitli kaynak­lardan derlenmiştir. Bunlardan bir kısmı, Türk araştırmacılar tarafından, halk dilinde yaşayan destanların derlenip yazıl­masıyla elde edilmiş, bir kısmı ise eski Çin, Arap, iran, Bizans ve Batı kaynaklarında bulunmuştur.
  • Bugüne kadar yapılan çalışmalarla adları ve bazı parçaları belirlenen Türk destanlarının toplamı iki yüz civarındadır. Türk destanları atlıgöçebe medeniyetinin hayat karşısında aldığı tavrı, hayat felsefesini ve ideal insan tipini temsil eden eserlerdir. Türk destanlarının belli başlı özelliklerini görmeye çalıştığımızda karşımıza, çoğu kez, kadın kişiliğinde odaklanmış bir güzellik, yiğitliğin tarihin her döneminde baş üstünde tutulmuşluğu, atın ve bozkurdun insana sadık bir yoldaş olması, kurdun ana ve baba olması, yurt kabul edilen coğrafyanın kutsallığı; ağaç, ışık gibi unsurlar çıkar.
  • İslamiyet’in kabulünden önceki Türk edebiyatı destan­larının biçimsel özellikleriyle ilgili kesin bir bilgi bulun­mamaktadır; ancak dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle söy­lendiği kabul edilmektedir.
  • Destanlar üç aşamada oluşur: çekirdek (destanın konusu olan olayın gerçekleşmesi),yayılma (olayın dilden dile, nesilden nesle yayılması) ve derleme (sözlü gelenekte yaşayan destan parçalarının bir şair tarafından derlenmesi). Bu şekilde, üç aşamayı geçiren destanlara doğal destan denir. Bunun yanında, bu üç aşamayı geçirmeden, bir şair tarafından yazılan destanlar da vardır ki buna yapay destan adı verilir.
  • Sağlam tarihi bilgiler olmamakla birlikte milletler kendi geçmişleriyle ilgili bilgileri destanlarda bulurlar.
  • Destanlardaki olağanüstülükler ve mitolojik unsurlar çıkarıldığında geriye ait oldukları milletlerin gerçek tarihleri kalır.
  • Türk destanları bir destan şairi tarafından tam anlamıyla derlenmemiştir.
3.KONU : Yazılı Edebiyat

Yazılı dönemin genel özellikleri şunlardır:

  • Türklerin yazıyı kullanmasıyla başlar.
  • Yazılı dönem eserlerinde edebi bir dil kullanılmıştır.
  • Yazılı eserlerde döneme özgü özellikler görülür.
  • MS 8. yüzyılda yazılan Göktürk Yazıtları (Göktürk Kitabeleri, Orhun Abideleri/Anıtları) ile Uygur metinleri Türk edebiyatının ilk yazılı ürünleri kabul edilmektedir.
  • 8. yüzyıldan önce yazıldığı bilinen Yenisey Yazıtları’nda gelişmiş bir Türkçe kullanılmadığı için bu yazıtlar ilk yazılı, örnek olarak değerlendirilmez.
  • Arkeolojik kazılarda deriler üzerine yazılmış olarak bulunan dini Uygur metinleri de ilk yazılı edebiyat örneklerimizdendir.
  • Göktürklerde, Göktanrı inancı vardır. Göktanrı inancı Göktürk Yazıtları’na da yansımıştır. Göktürkler milli bir alfabe olan Göktürk alfabesini kullanmışlardır.
  • Uygurlar Budizm ve Maniheizm inancının yansıdığı metinler yazmışlardır. Uygur alfabesini kullanmışlardır.
  • Bu dönemde hem dini hem din dışı konular işlenmiştir.
  • Türk Edebiyatı 3 Özeti www.aciklisedersleri.com sitesinden alınmıştır

  • Türkler tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılıp birçok kültürle etkileşime girdikleri için Göktürk, Uygur, Mani, Brahmi, Arap ve Latin alfabeleri gibi birçok alfabe kullanmışlardır.
  • Türklerin kullandığı ilk alfabe, milli nitelikler taşıyan Göktürk alfabesidir (38 harften oluşur, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya yazılır.)
  • Göktürk alfabesinden sonra Uygur alfabesi kullanılmıştır. (14 harflidir, sağdan sola doğru yazılır)
  • Uygur alfabesinin ardından İslamiyet’ten sonra Arap alfabesi kullanılmıştır. Arap alfabesinden sonra ise Latin alfabesine dayalı yeni Türk alfabesi kullanılmıştır.

Yazılı Dönem Ürünleri
a. Göktürk Yazıtları
Orhun kitabeleri: Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan Köktürklerin hikâyesi anlatılır bu yazıtlarda. Bu abideler 38 harfli olan Köktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları 3 tanedir.
1. Bilge Tonyukuk Yazıtı: Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır.
2. Kül Tiğin Yazıtı: Köktürk hakanı Bilge Kağan’ın kardeşi Kül Tiğin’in ölümü üzerine Bilge Kağan tarafından dikilmiştir.
3. Bilge Kağan Yazıtı: Göktürk hakanı Bilge Kağan’ın ölü münden sonra yazdırılmış bir abidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge Kağan’ın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.
Kaynak : www.tembelogrenci.com
b. Uygur Metinleri
Köktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar turfan yöresinde yapı lan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında *”kökünç” denilen bir ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır